













Bugun bir tuhaf gündü günlerden, günlerden bir gün bir tuhaf günde belirdi düşünceler, bir reddelişin ardından, bir sancı bir yanma karnında, içtiği çaydan mı, kendini anlayamayışından mı; -mı dan mı ondan mı bundan mı! Neydense neyden. Yaz diyordu içinde kanayan ciğer böbrek, yaz diyordu, tüm reddedilişle çarpan kalp.. çırpıntı… sular çırpıntılar halinde göz bebeklerinde, eziyetin içinde; hiç böyle ama hiç böyle kalmamıştı. Tuna kızıla boyanmış, kimyasal olmuş akıyordu ve yasal bir şeyler olmalıydı gözbebeklerinde, sular sulara karışıyor, karadeniz kararıyor, bahtı kararıyordu Limanın..
Hiçbir canlı kalmayacak diye düşündü; bu sanayileşmenin, bu kentleşmenin bu siyasallaşmanın ardından. Firavun erkekleri, Araplar kızları, organ mafyasıysa kızları ve erkekleri bir bir yok ederken her şeyi nasılda içselleştiriyoruz, tarihte kalmıyor katliamlar. Ve televizyon cilalarken bazı hayatları ; ‘’ evet onlar daha tanınmış, onlar daha saygın, onlarla fotoğraf çektirmek istiyorlar, onlar ki hadi; hadi beraat edin de görelim derler nazlı nazlı..’’ bilinmedik bir dünya mı ki göstermeye çalıştıkları; uğraş didin kimileri için; elde avuçta yok… tv tam bir vıdı vıdı.. kamu oyu güya. Sonuçta yönetilenleriz bir toplam altında. Diğerleri hep birlikteler; kahvaltıda açılışlarda, hep beraber kapitalist olmaya, düğünü sermayeye, sermayeyi ticarete , ticareti kazanca, kazancı yatırıma.. devir devran ederler…. oysa biz öylemi, düğünümüz kambur olur belimize; kredimiz intihar sebebi, borsada batarız esnafsak kapatırız dükkanı, kira zaten maaşın yarısı.
Ama iyi bir insan olmalıydı Liman. Ağaçları çocukları ve yaşlıları korumalıydı. Huzuru bulabilmek için bu düşüncelerden vazgeçmeliydi. Hayatı kirlenmeye ramak kalmış Karadeniz gibiydi. Usul usul sızıyordu kirlilik canlılığına… zehirleniyor yaşam.
