













Sınıf geçmeyi çok severdim; ilk okul birinci sınıfı bitirince ikinci sınıfa, ikiyi bitirince üçe, derken dört , beş. Bizim zamanımızda beşten altıya geçemez, tekrar birden başlar; üçe kadar gelir sonra tekrar birden başlar üçe gelir ve tekrar birden başlar ve devam ederdik. Doğuştan bu sınıflara hazırdık, ama şimdikiler sınıflara hazırlanmak için birde ana sınıfa gitmek zorundalar.
Sınıfta uyulacak kurallara aykırı davrandığımızda tek ayak üstünde ceza alır cezamızı çekerken de gülerdik. Sınıfımıza girmeden pazartesi ise İstiklal Marşını söyler diğer günler andımızı içerdik: ‘’ Yurdumu milletimi özümden çok sevmektir.’’
Tabi bunlar okul hayatımızda kaldı ve gerçek hayatta kimse birinci sınıftan ayrılmak istemiyor.
Türkiye de ikinci sınıf vatandaş ( Allahtan ikinci sınıf insan değil ) muamelesi görmekte olduklarını ABD n deki dostlarına kendini acındıran Bartholomeos , hem ikinci sınıf hem de çarmıha gerilmiş durumda olduğunu beyan ederken patriğin , bu yüzyılda sürdürdüğü keyifli hayatı ile İsa’nın akıllara dehşet ölümüyle nasıl benzerlik kurabiliyor? İsa nın çarmıha gerilmesi ile bu yüzyılda rahattan bacaklarını germek arasında ki büyük farka da ben dikkat çekiyorum.
Vatanı bilip sevdiği ülkesini ( ki bu ülke Türkiye) ABD de ağlaya sızlaya şikayet eden Bartholomeos un İsan’ın öğretisini unuttuğu görülüyor. Zira biliyoruz ki İsa bu durumda diğer yanağını çevirirdi. Cemaat azlığından da şikayetçi olan patrik ileriki yüzyıllarda İstanbul da Hıristiyan kalmayacak uyarısında bulunuyor. Kalmaz elbet, sadece Hıristiyan değil beklide tüm dinler içinde bu böyle olacak: cemaat bulamayacaklar; çünkü cemaatlerin siyasal oyunlarıyla din kavramı gittikçe kirleniyor, ve din Allah a tapınma dışında her işe ve her yola çıkıyor. Ve gittikçe kendini insanca yaşamaktan uzak tutan tüm bu çıkarcı kurum kuruluşlardan insanoğlu uzaklaşıyor. İnsanoğlunun bu uzaklaşması ise onu Tanrısına daha yakınlaştırıyor ve böylece bu bölücü dinsel kurumların etekleri tutuşuyor. Ve bu özel okul meselesi de bu sebeple çığırdan çıkmıyor mu?
Nendense üçüncü dünya ülkesi olmaktan sıyrılmaya çalıştıkça Türkiye, vatandaşları da hep ikinci sınıfta kalıyor, : Kürtler ikinci sınıftayız diyor, Ermeniler ikinci sınıf, onlar ikinci sınıf, bunlar ikinci sınıf.. sanırım ikinci sınıf kontenjanı dolu bu ülkenin. Kim nasıll yerleştiriyor, kim nasıl belirliyor bu statüleri, sınıfları? Kim bu birinci sınıftakiler yada sınıf tespit ediciler?
Bartholomeos un haber yapıldığı akşam haberlerinde bir tarafta, 2. sınıfta çakmış bir patrik diğer tarafta özel okulda göz yaşlarıyla İstiklal Marşını okuma yarışında birinciliğe koşan güzel Marina..
( bu iki haberin denk gelme mantığı ne! ilginç! )
Haydi hayırlısı diyelim.
Diyelim de olay bununla bitmiyor, patriğe sınıf geçirmek isteyenlerde var tüm gayretiyle: Vakıflardan Sorumlu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç: "Bir yanlışlık, bir eksiklik, bir haksızlık varsa, bunu hükümet olarak telafi etmeye her zaman hazırız, ama inanıyorum ki onların da Türkiye'de yaşamaktan ve böyle bir hükümeti muhatap bulmaktan memnun olmaları gerekir.’’ Ve kendisinden (Bartholomeos tan) ikna edici bir açıklama bekliyor Bülent Arınç. Ve önümüzdeki günlerde de kendisini ziyaret edeceğini müjdeliyor. ( Neden ayağına gidiyor ki; hem özür dilemesini istiyor hem ayağına gidiyor ! ilginç)
Yani olay: söz konusu röportaj da gecen tanımlar (Yeni Roma'nın ve Konstantinapol'ün Başpiskoposu Ekümenik Patriği) ve yetkililerin tepkileri ( bir eksiklik, bir haksızlık ! ,böyle bir hükümet varken) ışığında ; naçizane sınıfsız bir vatandaş olarak algılarım şunu söylüyor: arkasına AB yi almış azınlıklar ve hoşgörü dini uzlaşmalarıyla medeniyetlerle ittifak kurmaya çalışan ülkemiz in vereceği ne varsa vakıf yoluyla yada direkt mal mülk okul yetmedi Bozacada , Gökçeada yetmedi İstanbul…
Bizim bir ata sözümüz vardır: elini verince kolunu kaptırmak :)
Düşüncem odur ki: hazır tam açılıyorken Türkiye birde Rum açılımı yapalım..
Yani sınıfsız ağabeylerim, ablalarım, kardeşlerim ; bunlar aslında sınıf geçmek değil siyasallaşmak istiyor.
Gonca bir gül gibi açılalım, açalım,
Sayalım bir bir yaprakları: seviyor, sevmiyor
Beni.
Gonca bir gül gibi açalım ülkeyi
Sayalım bir bir azınlıkları: seviyor, sevmiyor
Güzel Türkiyemi..
