













71 yıl önce bugün Ulus olarak büyüğümüzü kaybettik. Bugünün acılarımızı umuda dönüştüren yanı beden Atatürk’ü kaybederken düşünce Atatürk’e kavuşmuş olmamızdır. Saat 9’u 5 geçe insan ve insanlık sevgisi ile dolu, vatan sevgisi ile dolu koca bir yürek durdu.
Ama saatler durmadı dünya dönüyordu gerçek olan ölümlere yas tutmak değil yaşamak, yaşatmaktır. Sadece 10 Kasımlar değil her gün hayatın her alanında düşüncelerini rehber edip geleceğe yön vermek için ilkelerini tatbik etmek daha güzel olacaktır.
Bu ulusun geleceğine, demokratik, laik, çağdaş yaşantısına göz koyanlar olacaktır (ki hat safhada). İleriye, bilime, barışa dönük yüzü olan bir düşünce sistemine sahip çıkmamız geleceğimize sahip çıkmamız anlamındadır .
Değerlerini koruyamayan kurtarıcılarını unutan toplumlar köksüz ağaçlar gibi sonunu beklerler. Geleceklerine yön veremezler. Atatürk sadece dünü kurtarmamış geleceği de kazanmıştır. Düşmanın yanı sıra köhnemiş, eskimiş, ulusun kaderine ayak bağı olan her türlü çağdışı düşünce ve yöntemleri de yenmiştir. Bugün dünya üniversitelerinde Atatürk adına kürsüler açılmış dünya gençliğine çağdaş bir önder olarak sunulmaktadır. Dünya’nın bütün güçleri silahsızlanmanın yollarlını ararken ’’Yurt’ta sulh, Cihan’da sulh’’ seslenişi ile tüm insanlığı evrensel barışa çağırmıştır.
Değişik cephelerde ön saflarda savaşan, ”Ben gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim’’ diyen, Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra ortaya çıkan tehlikeli durumu görüp milletinin dikkatini çeken, Erzurum Kongresi’nde “vatanın bölünmez bir bütün olduğunu” tüm dünyaya ilan eden. “Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Senin için fedaiyiz.” Diyen insan…
Bir devlet adamının dediği gibi ‘Atatürk gibi insanlar, bir nesil için doğmadıkları gibi, belli bir devre için de doğmazlar; onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihlerinde hüküm sürecek insanlardır.’
