













haberajans.com: Zaman ayırma inceliğinde bulunduğun için teşekkürler İbrahim. Öncelikle müziğe ne zaman başladığını ve bugüne kadar neler yaptığını öğrenmekle başlayalım istersen.
İbrahim Çelik: Müziğe 99 yılında başladım. 20 yaşındaydım. Arkadaşımın bir gitarı vardı, emanet almıştım. Daha öncesinde müzikle ilgim yoktu. Ortaköy sahilinde, İstiklal caddesinde gitar çalan arkadaşlara bakarak, onlardan birkaç şarkı öğrenerek giriş yaptım. 2000 yılının sonlarına doğru bir süre Grup Yorum korosunda şan ve nota eğitimi aldım. Sağ olsunlar dünya halklarının müziklerini öğrenmem konusunda çok faydaları oldu. Müziğe yaklaşımımı ve anlayış biçimimi bir nebze olsun etkiledi.
2000’li yılların başında internet kullanımının yaygınlaşmasıyla dünya halk şarkılarını ve özellikle yakın coğrafyada Yunanca, İbranice ve Arapça halk şarkılarına ulaşıp öğrenmek zor olmadı. Hâlâ repertuarımı Ortadoğu halklarının şarkıları ve türküleriyle zenginleştirerek sokakta insanlara sesleniyorum.
haberajans.com: Sokak müziği yapmaya ne zaman başladın?
İbrahim Çelik: Zaten gitara ilk başladığım aşamada evde oturup hiç kendi kendime şarkı söylemiyordum. Sokakta arkadaşlarımla beraber hem yeni şarkılar öğreniyordum hem de insanlara ulaşabildiğimi keşfetmiştim. Hatta sokakta çaldığım arkadaşlarımla daha sonra 1 yıl kadar süren grup çalışmamız olmuştu. Birkaç konser ve dinleti verebilmiştik. Tabi bu bahsettiğim dinletiler sokaktaki müzik faaliyetinin dışında işler. Zaten Türkiye’de sokak müziğinde birinci nesil ‘siya siyabend’ grubuydu. Onları yakından tanıyorduk, beraber çalıp söylüyorduk. Grup o zamanlar bu kadar popüler değildi, henüz santur Türkiye’ye gelmemişti… Ben ikinci nesil sokak müzisyeni olarak yolda karşılaştığım benim gibi sokak müziği yapan arkadaşlarla sokakta birlikte çalışıyor ve kazandığımızı paylaşıyorduk. Bu tabiî ki İstiklal Caddesindeydi. Zaten Türkiye’de İstiklal Caddesi dışında sokak müziği yapılan bir yer yoktu.

2000-2002 yılları civarı evime yakın olduğu için müziğimi Levent Çarşı Caddesine taşıdım. Zabıtayla tanışmam o sürece rastlar! 2005 yılına kadar zabıtayla köşe kapmaca oynayarak ve bu arada 2 gitar kırarak Levent’teki müzikal faaliyetlerime devam ettim. Haftasonları ise Beşiktaş Balık Pazarı Caddesinde çalıyordum. 2005 yılında sokakta ve İstanbul metrosunda karşılaştığım ‘caravanband’ isimli gruptan Yael bana metroda müzik yapabileceğimi söyledi. Metroyla görüşerek izin aldım. Bir süre metroda çaldıktan sonra Ulaşım A.Ş.’nin çaldığım alevi deyişlerinden pek hoşlanmaması nedeniyle metroda çalma iznim iptal edildi. Ayrıca caravanband’deki Yael’in Yahudi olduğunu öğrenip onların da çalışma iznini iptal ettiler. O dönem zaten Türkiye’de sokak müziğinin patladığı döneme denk gelir.
haberajans.com: Peki sokak müzisyenliği senin için tam olarak ne anlama geliyor? Bu bir iş mi? Sisteme karşı durarak diğer taraftan ayakta kalmanı finanse eden bir tavır mı? Veya tamamen keyif mi?
İbrahim Çelik: Sokak müzisyenliği tabiî ki sistemin bakış açısının, sistemin tamamen dışında bir duruş içeriyor. Devlet tarafından kayıt dışı kabul ediliyor. Bir kere vergisini alamıyor devlet. Ayrıca sabah 8’den akşam 7’ye kadar insanları köle gibi çalıştıran kapital sahiplerinin sokakta müzik yaparak para kazanan insanlara pek sıcak baktığını sanmıyorum. Aslına bakarsak sokak müzisyenliği çok eski bir gelenek. Dede Korkut olsun Batı’da Bard denilen ozanlar olsun binlerce yıldır bağımsız müzik yapıyorlar.
1.5 yıl askerlikten sonra metrobüs Zincirlikuyu istasyonunda müziğime devam ediyorum. Çalışan insanlar kullanıyor genellikle toplu taşımayı. Bir çoğunun yüzünde özledikleri bağımsız çalışma özlemini sezebiliyorum. Efkan Şeşen’in ‘Dokuz Altı Yolları’ şarkısını seslendirirken özellikle insanların içindeki isyan ve hüznü açığa çıkarmaları ve yanlış giden bir şeyleri fark etmeleri beni doğru bir iş yaptığım konusunda daha fazla ikna ediyor.
haberajans.com: ‘İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti’ etkinlikleri çerçevesinde ‘mış gibi’ yapılan tüm işler gibi, Beyoğlu’nda bir sokak müzisyenleri festivali oldu mesela geçtiğimiz yıllarda. Bir yanda sokakta müziğinin peşinde zabıtalarla koştururken, diğer yanda Beyoğlu’na gelip sokak müziği destekleniyor gibi gösterilmesini, bu konudaki otoritenin ikiyüzlülüğünü nasıl karşılıyorsun? Ve sokakta müzik yapan insanların senin özelin dışında ne tip sorunları var?
İbrahim Çelik: Dışarıdan da otoritenin samimiyetsiz ve ikiyüzlü davranışlarının fark edilmesi beni memnun etti gerçekten. Açıkçası bu yıl bittikten sonra Beyoğlu Belediyesi’nin sokak müzisyenliği konusundaki esnek ve sempatik görünen tavrının devam edeceğini pek sanmıyorum. Aynı şekilde Ulaşım A.Ş.’nin metro istasyonlarındaki müzisyen seçimlerinde daha fazla kadrolaşması ve yakın-yandaş insanları tercih etmesi rahatsızlık yaratmış durumda.
Objektif gözlemlerime dayanarak müzisyenlere karşı en yapıcı ve esnek davranan belediyenin Şişli Belediyesi olduğunu söyleyebilirim. Beşiktaş Belediyesi’nin ise sanatçıya karşı tavrına uygun bulduğum yegâne kelime ‘faşizm’. Beşiktaş Belediye zabıtası ve polis işbirliği ile zabıta karakolunda yediğim dayağı unutamam mesela. CHP gibi görece demokratik, ilericilik yanlısı bir partinin Beşiktaş ilçesinde sanatçıya karşı tavrı İsrail güvenlik güçlerinden ayırt edilemiyor. Beyoğlu Belediyesi ise şimdilik daha esnek. Ama zaten Beyoğlu fazla kozmopolit ve bir miktar da marjinal olduğu için sokak müziğinde hep rahat bir coğrafya olmuştur.
haberajans.com: Sen neler dinliyorsun? Çaldıkların kendi dinlediklerin mi yoksa çaldığın kitlenin nabzı oranında uygun şeyler mi ?
İbrahim Çelik: Son yıllarda Yunan ve İbrani müziklerini fazla dinliyorum. Rebetiko ve Yemen İbranicesi tabiî ki. Bunlar dışında Anadolu halk müzikleri her zaman favorim olmuştur. Sokakta ilk yıllarımda herkes gibi popüler şeyler, Haluk Levent, Barış Manço, Cem Karaca falan çalardım. Bunun maddi getirisi çok daha fazlaydı. Artık dinlediğim ve sevdiğim şarkıları çalmak daha fazla keyif veriyor. Zaten sevmediğim müziği çalacak olsam gidip bar programı yapardım. Örneğin, caddede Rumca bir türkü söylerken yanıma gelen Karadeniz göçmeni Yunanlı bir teyzenin beni dinleyip ağlaması, kameraya kaydetmesi beni çok etkilemişti. Bu tabiî ki dönemsel bir maddi rahatlıkla da ilgili. Çok zorda kalırsam tabiî ki Türkçe rock ya da Anadolu rock da çalabilirim. Ama dediğim gibi farklı olanı, kendi sevdiğimi seslendirmek çok daha tatmin edici.
haberajans.com: Son olarak okuyucularla paylaşmak istediğin, onlara aktarmak istediğin şeyleri alıp, bir sonraki buluşmada görüşmek üzere diyelim istersen.
İbrahim Çelik: İnsanların sokak müzisyenliğinin öğrencilik döneminde ihtiyaçtan yapılan bir iş ya da dilencilik olmadığını kavraması gerek. Bu işi yapıp kazandığımız para ile şarap içip günümüzü gün ettiğimiz önyargısını da parçalamamız gerekli. Çok bilinen gruplar hariç, biz bu işten çok fazla para kazanmıyoruz. Ayrıca geçindirmemiz gereken bir evimiz, diğer insanlar gibi bir hayatımız var. Bizler sokaktaki insanlardan farklı değiliz. Dinlemek isterseniz buyurun. Canlı canlı sokaktayız müziğimizle.
haberajans.com: Çok teşekkürler İbrahim. Sanat hayatında başarılar dileriz.
İbrahim Çelik: Ben de size ve okuyucularınıza teşekkür ederim.
Barış Karaca
haberajans.com
çok sonra... mecburen
müthişsiniz
müzik