''Çakal Bence Derdini Anlatıyor''
04 Ocak 2011 Salı 07:20
Ünlü oyuncu Erkan Can, değişen mahallelerin raconunu anlatan 'Çakal' filmiyle izleyicinin karşısına çıktı.
Geçen yıla üç film sığdırdınız, biri de Çakal…
Ee bitecek artık, bu sondu. Artık biraz dinlenmek istiyorum. Gelen
tepkileri bilmiyorum çünkü çok koşuşturmam var, bir de şöyle bir durum
var. Ben filmi oynadım, benim için film bitti. Biz unuttuk o teksti.
Bundan sonrası yapımcının, yönetmenin işi. Birinin ilk filmi, birinin
son filmi, birinin imtihan filmi derken yoruldum artık. Ben gençlere
yetişemiyorum. Onları çok seviyorum ayrı konu ama bir süre böyle
yürümem, kendi sağlığıma bakmam, kafamı boşaltmam lazım…
Bir nadas gerek yani…
Bir nadasa bırakmam, bir kalafata çekmem lazım kendimi. Tekneye bir
bakalım, midye bağladı altı gitmiyor; artık bir raspa yapmamız lazım.
Bir de tiyatro yapıyorum işte. O artık tamam, hep olacak hayatımda. Bir
on sene kadar ara vermiştim, bundan sonra aramız olmayacak, devam
edeceğiz tiyatroyla.
Bugünlerde BKM’deki ‘Alevli Günler’ oyunuyla sahneye geri döndünüz. Bu on yıl içinde dizi vardı, film vardı, tiyatro eksikti…
Bakırköy Şehir Tiyatrolarından istifa edince hayat bizi başka bir yere
götürdü. Dizileri çektik, sinemayı öğrenmeye çalıştık. Hâlâ da
çalışıyorum ama artık tiyatro hep olacak. Tiyatronun dışında dizi ya da
sinema yapacağım. Özlemişim tabii…
10 sene sonra sahneye çıkmak nasıldı?
Adrenalin oldu. Kendimizi yeniledik, şarj ettik. Tiyatronun başka bir
havası, enerjisi var. Bu enerjiye de benim ihtiyacım var. Devam yani,
tiyatrosuz olmaz artık.
Geçen sene hem Çoğunluk, hem Siyah Beyaz, hem Çakal vizyona girdi. Yoğun çalışıyorsunuz…
Öyle oldu hakikaten ama biraz da kendime zaman ayıracağım. Sinema
sektörü bu ara hızlandı. Bir sürü film çekiliyor, genç yönetmenler,
yazarlar, kameramanlar… Akla gelmeyen bir sürü konular, bir sürü
hikâyeler var türlü türlü. Bunların olması, insanların görmesi lazım.
Bir de ‘iş yapar iş yapmaz’ durumu var, orası da hallolacak inşallah ama
sinema dediğin geleceğe kalıyor işte. Bugün seyredilmez ama on yıl
sonra bakılabilir. Çünkü önemli bir belge. Bazı filmler kendi macerasını
yaratır.
Altın Portakal’a iki filminiz birden gitti, biri ödül aldı…
Yaptığımız filmlerden bir tanesi zaten ödüller aldı. Bu da benim için,
filmler için iyi bir puan ama bir film iş yapmıyor diye kötü düşünmek
gerekmiyor. Gelecekte ne olacak ona bakmak lazım. Çakal bence derdini
anlatıyor, eksikleri olabilir, normaldir. Sanat da mükemmeli aramak
zaten. Ne derler, yol uzun… Çakal söyleyeceği şeyi belki biraz sert
söylüyor ama bu sertliğe de ihtiyaç var. Hiç bu sertliği bilmeyelim,
hatırlamayalım, hasıraltına süpürelim... Biraz da sertliği görmek
lazım.
Siz Bursa’da mahalle kültürü içinde doğup büyüdünüz, anlatırken de, ‘Beni ağabeylerim büyüttü’ diyorsunuz.
Her zaman söylerim ben şanslı bir mahallede doğup büyüdüm. Ağabeylerim
olmasaydı ben farklı bir yerde olurdum. İyi ki onlar varmış. Onlara
minnettarım. Gözümün perdesini kaldırdılar. Mahalleler hem çok iyidir,
hem serttir. Çünkü sokak serttir ve orada misket oynarken, biz cilli
deriz Bursa’da, adalet öğrenirsin. Zaten insanlar tertemiz doğuyor,
kirleniyor, duruma uyanırsa temizlenerek gitmeye çalışıyor. Ben hiç
tiyatro sinema gibi bir yanım olduğunu bilmiyordum, ağabeylerim bana
fark ettirdiler. Hayatım yine mahallede geçti ama bu kez sanatla geçti.
Tiyatrocu da olmasaydım bir yerlere girer bir çıraklık yapardım. İyi
çıraklık yaparım. Kahveden tut, kaportacılığa kadar. Elektrik bölümünden
mezunum zaten. Aklına gelen her şeye girip çıkmışlığım vardır çocukken.
Ama bizim kuşak yarım kuşaktır, her şeyimiz yarım kaldı. Şimdi onları
tamamlayıp yürüyoruz.
Şimdi nasıl mahalleler?
Şimdi herkes kendi kafasına göre kural belirliyor. Daha sertleşti,
köşeli oldu. Eskiden gene mahallenin ağabeyleri vardı ama onlar hak
hukuk bilirdi. O negatif durumun içinde bile bir adalet, bir racon
vardı. Şimdi bu işler yok gibi görünüyor. Herkes kabadayı. Mahalleler
bitti bana göre…
2010’da mahalle kültürü Tophane saldırısıyla gündeme geldi…
Öyle olmaz mahallede. Tophane başka bir yer. Eski mahalle kültürü
olsaydı bu olmazdı. Bir ağabey gelir, konuşur, eğer orada öyle bir şey
oluyorsa –ki hiç olduğunu zannetmiyorum- hallederdi. En son kavga
belki... Bizim ağabeylerimizin ağzından küfür çıkmazdı. Öyle bir jargon
yaparlardı ki, zerzevat, salata malata. Hep yumuşatırlardı. Şimdi böyle
oldu küfür. Küfürsüz argo yapardı ağabeylerimiz. Sinkaflı laflar vardı.
İsteyen alır, almayan yürür giderdi.
Bu yıl da köy enstitüleri üzerine bir film hazırlığı içindeymişsiniz… Bu babanızın hikâyesi mi?
Sayılır, benim babam da Arifiye Köy Enstitüsü mezunu. Onları biraz
anlatan iyi bir senaryo yazmış çocuklar. O da bir iki senedir kafamızda
geziyordu. Bu yaz gerçekleşecek herhalde. Bir de iki kişilik bir deniz
filmi var bakalım. Büyük ihtimalle bunlar olacak. Bunlar eski projeler
olmasa hiçbir şey yapmak istemiyorum ama bunları da yapacağız artık.
Yoruldum yoksa, yorgunum.. (Radikal)
Bu içeriğe kayıtlı yorum bulunamadı...