













"Ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası..."
Cemal Süreyya
Gurbet, hasrettir. Sevdiklerinden uzak, onların kokusunu aramaktır. Gün be gün sayıp kucaklaşabilmek için sabır çekmektir.
Özlemler gözünün önüne geldiğinde ağlamaktır bazen. Toprağının kokusunu duyabilmek için koşabilmektir günü geldiğinde…
Doğup, büyüdüğün yerin dışında kalan her yerdir...
Gurbette yaşamanın çok ama çok zor olduğunu anlatıp duruyoruz hepimiz. Sevdiklerimiz yanımızda değil, evlerimiz ve eşyalarımız geçici, havasını ve suyunu sevdiğimiz şehrimiz bizden uzakta… Yabancı bir şehirde olmanın bin bir türlü zorluklarını sıralayabiliriz. Bir de işin farklı yönü var aslında; gurbette yaşamak bazı açılardan birçok avantaj barındırmakta. Bunlardan en güzeli hep özlenmemizdir. Aralıklı ve kısıtlı süre için buluşabildiğimizden, arkadaşlarımız ve ailemiz bizleri hep çok özlerler ve gördüklerine sevinirler. Yanlarında pek fazla kalamadığımız için de bizden sıkılmaya bile fırsat bulamadan yeniden özlem dolu aylar başlar. Bu sürekli özleme hali de, birlikte geçen vakitlerin kalitesini artırmaya ve hep özel ortamlarda bulunmaya götürür biz ‘daimi misafirleri’. Sevdiğimiz yemekler biz gelmeden hazırdır çoğu kez; kilo alıp geri dönme korkusuyla da olsa yemeden duramadığımız. Biz daha memlekete varmadan buluşma planları yapılır. ? Kısacası hep sızlandığımız gurbetin bize sağladıklarını yabana atarsak nankörlük etmiş oluruz bence...
Gurbet nedir diye sorarlarsa; karnım doysa da, ruhumun aç kaldığı, kulaklarımın bildik hoş türküler aradığı, gece başımı koyduğumda yastığa, sabah uyandığımda mutlu olamadığım herhangi bir yerdir, demelisin…
Gurbet nedir diye sorarlarsa; dilimi konuşan, derdimi anlayan, sevdamı paylaşan, hiçbir kimsenin olmadığı, her yerdir, demelisin…
