Son günlerde dikkatimi çok çeken;
Sinema, Tiyatro, Oyunculuklar vb. şeyler.
Bu alanlarda hepimizin de anlayacağı, insanlık tarihinin en önemli kültürel anlatım biçimi olduğunu biliyoruz.
Şimdi son yıllarda birçok güldürü, dram, polisiye filmlerinin gösterime veya ekranlara geldiğini görmekteyiz.
Hepimizin büyük mutlulukla, severek izlediği film ve dizilerdir mutlaka.
Sinemamızın, tiyatromuzun, şiirlerimizin, öykülerimizin, oyunculuklarımızın
tarihsel geçmişine veya dönemsel gelişimlerini incelediğimizde büyük bir farklılık mutlaka göreceğiz bu şimdikilerde!.
Ama nasıl diyeceksinizdir.
Bunu anlaya bilmek için, Türkiye’nin toplumsal gelişimini görmemizle alakalı olduğunu düşünüyorum.
Bir zamanların Namık Kemal’lerden başlayan
‘Jöntürk kültürü’nün; bir başkaldırı, mücadele, toplumsal uyanma sanatı olduğunu bilmemiz ve görmemiz gerekir.
Bu gelenek, toplumsal mücadelenin Emperyal sürece karşı kültürümüzde, sanatımızda;
Nazım’larla, hatta Mehmet Akif Ersoy’larla ve daha birçok bu çizgide olan sanatçımız, aydınımızla devam ettiğini görebiliriz.
Önceki yazıda da bahsetmiştim bu çizginin aydınlarını. Halkı aydınlatma mücadelesinde kültürel mücadele verenleri.
Yıllar önce izlediğimiz,
Hulisi Kentmen’ler, Sadri Alışık’lar, Necdet Tosun’lar,
Mualla Sürer’ler, Reha Yurdakul ve birçok oyuncularımızın şimdilerde karakterlerinin olmadığını veya çok az olduğunu görebiliriz.
Buna benzer olarak
Ahmet Arif’leri, Metin Altıok’ları, Kemal Tahir’leri, Aziz Nesin’lerin öykücülük şairliklerinin yanında bile olamayacak anlatımlar ve vurgular türediğini görebiliriz şimdilerde.
Elbette dediğimiz çizgide olan oyuncular, yapımcılar, şairler aydınlarımız da var.
Ancak benim anladığım
“şairlik, öykücülük, oyunculuk”; sosyal
vurguların yoğun olduğu başkaldırının gösterildiği toplumsal mücadelenin ve aydınlanmanın önünü açan bir bir yöntemdir.
Öyle değil miydi?
Namık Kemal’ler, Nazım Hikmet’ler…
Bence, bu başkaldırı yöntemleri sanatçının varlığını, kalıcılığını kılan özelliklerdir.
Eleştirmenlik de sanatçının özü diyebiliriz.
Düzenin eksiklerini cımbızlayan, eleştiren, toplumun görmesini, aydınlanmasını sağlayan maneviyat kültürüdür ve bu süreçte
eleştiri mizahı yerine yamanmacılık batı kültürü özentileri başladı.
Eleştirmem gereken aydın tipleri de var; tamamı ile yapmacık güldürü, yapmacık şiirler, sosyal vurguların hiç olmadığı yamanmacı vurguların olduğu sanatçılar.
Birde vurgularında, yapımlarında, öykülerinde; masumiyet, sosyal eziklik olanlar var.
Ama bir başkaldırı, halkın yaşamına vurgu yapan bir şairlik, oyunculuk, yapımcılık yok.
Son yıllarımızın güldürü, mizahında yapmacık komedyenler batı özentili tiplerde oluştu.
Elbet hepimiz güleriz yaptıkları tiplemelere, skeçlere, oyunlara.
Şimdi soruyorum; nerde sosyal vurguların olduğu güldürüler?
Nerede toplumsal mücadeleyi, aydınlanmayı tetikleyen şiirler?
Nerede güldürülerimizde, mizahlarımızda ekonomik zorlukların anlatımı?
Evet bu soruların içeriklerinin doldurulması bu günlerde zor.
Kasalarından, tatil mekanlarından eksilmeler olacaktır aksi durumda.
Türkiye kültürü Orhan Pamuk’ların edebiyatına mahkum ediliyor maalesef.
AB’ci, kendi kültürümüzün
AB mahkemeleri kapılarında dertlenen, ağlayan, Avrupa devletlerinin heykellerini, caddelerini, sokaklarını şiirlerine, öykülerine taşıyan şair ve aydın tipleri ile doldu.
Birde
sol vurgulu aydın tiplerimiz var.
Dizelerinin arasına aşktan, maneviyattan bahsedilir ancak dediğim gibi yapmacıklık olduğunu fark edeceksinizdir. Anlamak ve o vurgularda sosyal vurguların sevgiyle aşk mücadelesi ile özverisi bulunmaz.
Dikkat ediniz içerisinde; terk etmek, soyutlamak, şikayet etmek gibi vurgular yoğunluktadır.
Oysa öylemiydi Nazım’ın;
“Piraye, Motorları maviliklere süreceğiz, Vatan haini, Bu memleket bizim” gibi şiirlerinde anlatımlarında hangisinde umutsuzluk bulabiliriz?
Anlattıklarımın tüm tiplerini, şimdilerde
Yılmaz Erdoğan’da dahil ‘Açılım’cı
‘Sanatçılar buluşması”nda kültürel çözümü halkından kopuk şekilde arıyorlar.
Diğer aydınlarımız şairlerimiz, oyuncularımızsa tek başlarına
TEKEL işçilerinin yanında bulunarak kültürlerinin bir başkaldırı, aydınlanma olduğunu gösteriyorlar.
Bu aydınlarımızın hiçbir maddi özentisi olmadan kültürlerini tüm mütevazilikleri ile
halkın yararına ilmek ilmek, kelime kelime dokuyorlar ve bence, tarih sahnesinde kalacak olanlarda halkının çadırında, sofrasında aynı kaderi paylaşma duyuları hissedenler olacaktır.